|
Bizler gün içerisinde
sürekli olarak duyularımızdan bilgiler alırız. Caddede yürürken,
markete gittiğimizde, yemek yediğimizde, sabah kalkıp yüzümüzü
yıkadığımızda ve giyindiğimizde sürekli olarak duyularımız
uyarılmaktadır. Bizler dünyayı duyularımızla ve duyularımızın
çevre ile etkileşimiyle öğreniriz. Çocuklar oyun oynar ve
sürekli araştırır. Böylece çevrelerinde neler olduğunu öğrenir.
Örneğin, nelerin onların canlarını acıttığını, nelerin yaktığını,
nelerin kırılgan olduğunu ve dikkatli taşınması gerektiğini,
nelerin yendiğini ve nelerle oynandığını keşfederler. Keşfetme
süreci tüm yaşantımız boyunca devam etmektedir (Fowler, 2007).
Fiziksel, duyusal veya zihinsel yetersizlikten ve/veya uyarıcı
olmayan bir çevrede yaşamaktan dolayı engellenmişler çevresini
araştırma ve keşfetme fırsatı bulamamaktadırlar. Doğu Avrupa’da
yetimhanelerdeki fakir çevresel koşulların çocuklardaki etkileri
araştırılmıştır. Bu çalışma zenginleştirilmiş çevresel koşulların
duyusal entegrasyon için ne denli önemli olduğunu göstermiştir
(Cermak ve Daunhaur 1997; Lin at al. 2005).
Duyulara fokuslanan aktivitelerin hedeflerinden biri de bireylerin
değişik duyularını (hareket, dokunma, koku alma, işitme, tat
alma, görme) kullanabilmelerine imkan veren bir çevre sağlamaktır.
Engellenmiş bireyler duyularını kullanabilme, çevreleri ile
iletişim kurma ve böylece etraflarındaki dünyayı öğrenebilmeleri
için desteğe ihtiyaç duyarlar.
Basal stimulasyon vücut duyu organlarının sistematik bir şekilde
uyarılmasına dayanır. Duyusal sistemin uyarılması uyarıcı
yada inhibe edici etki yapabilir. Bazı uyaranlar bireyi daha
uyanık ve dikkatli yaparken bazıları (Örneğin masaj) gevşetici
bir etki yapabilir (Fowler, 2007). Burada amaç duyu organlarının
optimum düzeyde algılamasını sağlamak ve bireyin çevresinin
farkına varmasını sağlamaktır. Böylece bireyin çevresini algılaması,
deneyim yaşaması ve öğrenmesi amaçlanmaktadır.
|